Gurbet Kafası Yemekleri


Baklava yaptım dün. Baya burgu cevizli baklava. Sonra yedim paparayı kuzenden “ayy yok artık seyhun yaaa :) gurbet kafasına bu kadar kolay girdiysen :) sen güzelim coconut yoğurtlarını dondurmalarını bırak bunlara düş…”


Bir bakıma hak ettim. Sen Türkiye’de Türk yemeklerinin yüzüne bakma, japondan tut, meksikaya kadar dünya mutfağına hep merak sal, sushiler, paellalar, cheesecakeler yap sonra kalk vegan ol, yetmesin üzerine antin kuntin kurslara git, yok efendim çiğ beslenmeymiş, kaju peyniriymiş, badem sütüymüş takıl, o ürünlerin cennetine gel baklava yap. Oldu mu şimdi?


İtiraf ediyorum hakim bey(1), evet buraya geldiğimden beri mutfaktan çıkmaz oldum. Kekler, börekler, poğaçalar, ev yapımı bisküvi kurabiyeler, doğum günü pastaları yetmedi dolma sardım ben dolma! Bildiğin yaprak dolma! Mantı açtım sıfırdan. Üzerine en son noktayı baklava yaparak koyduğum doğrudur. Aman Allahım neler oluyor bana? Baya gurbet kafası mı? Sıla hasreti mi? Durun açıklıyorum, sebeplerim var.


1. Ulaşılamayan değerli olurmuş.

Elinin altında sürekli poğaça simit varken kruvasan ve kahve pahalı olur. Burada da simit ve poğaça yok ne yapalım onlar değerli. Hem sadece ben değil elin Kiwisi bile öyle düşünüyor olacak ki vapur kafesinde en pahalı ürün “Turkish Sandwiches” menüdeki kruvasan ve “gourmet pies”dan bile daha pahalı. Nadir bulduğunu özlüyor ve arıyor demek ki insanoğlu. Ne az ise o havalı geliyor. Türkiye’de makaron resmi paylaşmak havalı ise burada baklava havalı oluyormuş. Diğerleri her gün yendiği için haber değeri olmayan olay gibi paylaşma gereği duymuyormuş insan. Oysa kahvaltılarımdan kaju peynirleri, tofu menemenleri öğlen yemeklerimden iş yerimin hemen yanındaki çiğ yemekçiden aldığım antin kuntin salatalar eksik olmuyor ama paylaşmaya gelince baklava paylaşmak daha zevkli.


2. Ah o öğle yemeyi çantaları yok mu o çantalar.

Namı diğer başımın belası Lunchbox. Burada öyle üç öğün yemek veren okulu bırakın öğle yemeği bile yok. Herkes kendi çocuğunun çantasını kendi hazırlıyor. E bizimki Türkiye’den alışık öğlenleri sulu yemek yemeye. Kiwi çocuklar gibi sandviç yiyemiyor istemiyor. Neler denedim neler o yemek çantasına hem Işığın yiyebileceği hem de sağlıklı bir şeyler koyabileyim diye. Yani o börekler, kekler, kurabiyeler, poğaçaların hep sebebi var. Ama zamanla biz de Kiwileştik mi ne? Artık o kadar kasmıyorum, arada ben de Kiwi annesi gibi ekmeğe sürüyorum bir şeyler koyuyorum. PJ deniyor, peanut butter ve jam ekmek arası Yeni Zelanda milli çocuk öğle yemeği.

3. Mantı ve dolma da hep Işık için.

Buzlukta hazır mantı(2) olması ne kolaylık çocuklu bir evde. Türkiye’de marketlerde satıldığı için evde mantı açan kalmamıştır ama iş başa düşünce açtık bir iki kere. Ama inanın kendimiz yemeye kıyamadık tadına baktık sonra mini mini poşetlerde Işık için buzluğa ayırdık.

4. Bir de challenge seviyorum ben.

Hep aynı şeyleri yapmaktan yemekten sıkılıyorum. Türkiye’de Türk yemeğinden sıkılıp dünya mutfağına sarardım, burada tam tersi oldu. O en başta mevzu bahis geçen coconut yoğurtlar, dairy-free dondurmalar heryerde var. Marketlerde çeşit çeşit tropikal meyveler sebzeler bulabiliyorum. Sushi desen bildiğin sokak simidi ya da çiğ köfte ayarında burada, hiç havalı bir şey değil her köşe başı sushici. Öyle olunca hem erişmesi zor olan hem de aslında düşününce hiç bu yaşıma kadar yapma ihtiyacı duymadığım Türk yemeklerini yapar olmuşum arada. Mutfakta oyunu seviyorum, girip hiç yapmadığım bir şeyi yapınca mutlu oluyorum. Ay o baklava bir güzel oldu, pek güzel oldu parmaklarımı yedim vallahi. O dolmalar nasıl incecik nasıl sıkı sıkı oldu sormayın maşallah. Öyle yani biraz da yeni şeyler deneme merakımı hep elimin altında bulunan ama hep bulunduğu için asla kendim yapmaya ihtiyacı duymadığım yemeklere verdim demek ki. Baklavadan sonrası gelir mi bilmem gerçi göreceğiz limitlerimi bilemiyorum :)


Bu arada eklemeden edemeyeceğim, kabak ve patlıcanın değerini bilin ey dostlar. Bir patlıcan 6 dolar olur mu yahu? Ya da biberin kilosu 32? Oluyormuş. Eskiden mutfağın olmazsa olmazları, kilolarca alınıp hatta tüketilmeyip çöpe atılan o basit mi basit sebzeler burada en pahalılardan. Dedim ya ulaşılamayan değerli ve havalı oluyor herhalde. Türkiye’de sadece makrolarda bulduğum kereviz sapı, tanesine dünya para verilen avokado, üç sapı bir şişe şaraba eş değer kuşkonmaz gibi sebzeler burada çok ucuzken kabak patlıcan çok pahalı, sivri biber ya da çarliston biber bildiğin yok, 8 aydır bulamadım yok.


Dipnotlar:

1. Böyle bir replik vardı di mi? İtiraf ediyorum hakim bey diye. Nerden ne zamandan aklımda acaba. Önce içimden böyle yazmak geldi, sonra değiştirdim ne öyle hakim bey, hem neden illa bey, hakim hanım olamaz mı? Cinsiyetçi miyim? Sonra okuyucular diye değiştireyim dedim olmadı, en son tekrar hakim bey diye bıraktım böyle dipnotlar aklıma geldi. Hani bir yazım vardı ya "yazamıyorum" diye, hep böyle bir karakter oluşturma aynı tarzda yazma isteği ile içinden geleni yazma arasında kalma konusu. Yeni denemem dipnotlar. Bakalım kimler okuyacak.


2. 100gr nutmeat 100gr dana kıyma karşılaştırması: en merak edilenleri: protein Vegan olan 6gr daha fazla, yağ 4gr daha az, demir iki katı! Ayrıca daha kıymada 58 olan kolesterol değeri sıfır! #vegiedelights#nutmeat #govegan #behealthy#crueltyfree besin almak icin masum Canları öldürmeye gerek yok. Kolesterol alıp damarları zorlamaya gerek yok. Bu arada nutmeat içeriği: buğday glüteni, fıstık, soğan ve tuz :) ben içerisine biraz kofte baharatı atıyorum tadı daha güzel oluyor soğan ile kavruldu mu bütün yemeklerin içine yakışıyor. Merak edenler diğer vegan paylaşımlarım için instagram liluvegan :)